Ali Rıza Kars



Ali Rıza Kars'ın kaleminde, bir ülkenin hafızası ve bir halkın vicdanı saklıdır. Yozgat'ın bir köyünden çıkıp Almanya'da fabrika tezgahlarına uzanan hayat yolculuğu, onun şiirini çelikle sulanmış toprağın gücüyle besledi. O, kelimeleriyle sadece hislerini değil, tanıklık ettiği bir çağın acılarını, umutlarını ve direnişini de ölümsüzleştirdi. Bu sayfalarda, bir şairin portresinden daha fazlasını; emeğin, onurun ve hiç sönmeyen bir adalet arayışının dizelere dökülmüş hikayesini bulacaksınız.

Emeğin ve Vicdanın Şairi: Ali Rıza Kars

H   er şairin şiiri, yaşadığı toprağın, yürüdüğü yolların ve tuttuğu ellerin bir yankısıdır. Ali Rıza Kars’ın şiiri ise iki büyük nehrin birleştiği bir deltayı andırır: Biri, Yozgat’ın Bahadın köyünden doğan, halkın bin yıllık deyişleriyle beslenen coşkun bir ırmak; diğeri ise Almanya’nın fabrika gürültüsünde, emeğin ve adaletin sorgulandığı modern zamanlarda kendine yol açan derin bir su. Bu iki nehrin buluştuğu yerde, hem toprağın sesini hem de çeliğin soğukluğunu bilen, benzersiz bir şair doğmuştur.
Her şey, Yozgat Erkek Sanat Enstitüsü'nde torna-tesviye tezgâhlarının başında şekillenen genç bir adamın, ruhunda bambaşka bir ateşi taşımasıyla başlar. Gündüzleri metali eğip bükerken, akşamları "Kaptanî" mahlasıyla hecenin ve uyağın dünyasında gezinen bir halk ozanıdır o. Kökleri o kadar derindedir ki, bu dönemde yazdığı şiirler usta ozanların dilinde ezgiye dönüşerek Anadolu’da yankı bulmaya devam eder.
Ancak hayat, onu sadece köyünün pınarlarından değil, dünyanın acı sularından da içmeye çağırır. 
Almanya’da geçen üç yıllık işçilik serüveni, onun için bir gurbet hikâyesinden çok, bir bilinç sıçramasıdır. Fabrikanın ritmik gürültüsü, alın terinin ve emeğin ne anlama geldiğini ona en yalın haliyle öğretir. Türkiye’ye döndüğünde Ankara’da yöneticilik yaparken bile, aklı ve kalbi hep dışarıdadır; sokaktadır. Emekli olduğunda söylediği “bir dizenin peşinde koşmayı müdürlük makamına tercih ettim” sözü, onun hayat felsefesinin özü niteliğindedir.
Onun dizeleri, Türkiye'nin toplumsal hafızasının bir arşivi gibidir. Madımak’ın sönmeyen ateşini, Marmara Depremi’nin enkaz altındaki çığlığını, ayazda simit satan çocuğun buğulanan nefesini onun şiirlerinde duyarsınız. O, kalemiyle sadece tanıklık etmekle kalmaz, aynı zamanda umudu ve isyanı aynı dizede buluşturur.
Ali Rıza Kars, edebiyatı sadece bir üretim alanı olarak görmemiş, aynı zamanda onun kurumsal varlığına da büyük emek vermiştir. Edebiyatçılar Derneği’nden Türkiye Yazarlar Sendikası’na, PEN’den Dil Derneği’ne kadar pek çok kurumun mutfağında çalışmış, bir "edebiyat işçisi" olarak da anılmayı hak etmektedir.

Hayatını ve sanatını şekillendiren felsefeyi, emekli olduğunda neden kendini tamamen edebiyata adadığını anlattığı şu sözleri en iyi şekilde yansıtmaktadır:

"Bir dizenin peşinde koşmayı müdürlük makamına tercih ettim."
– Ali Rıza Kars

Dost Meclislerinde

Okurlarıyla Birlikte

A li Rıza Kars, edebiyatı yalnızca kalemiyle değil, omuz verdiği kurumlarla da büyüten bir isimdir. Sanatın ve sanatçının haklarını korumak, genç kalemlere yol açmak ve edebiyatı bir dost meclisi sıcaklığında yaşatmak için her zaman ön saflarda yer almaktadır. Edebiyatçılar Derneği'ndeki yöneticiliğinden Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN üyeliğine kadar uzanan bu yolda, o bir "edebiyat emekçisi" olarak da anılmayı hak etmektedir. Onun değeri, sadece kitaplarının sayfalarında değil, edebiyat dünyasına kattığı bu kolektif ruhta da yaşamaya devam etmektedir.